COP31 Başkanı ve Ev Sahibi Türkiye’nin Milli Enerji Planında Fosil Yakıt ve Nükleer Var

İklim Ağı’nın 2040 Milli Enerji Planı’na Dair Görüşü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı Milli Enerji 2040 Planı’nda fosil yakıtlardan çıkışa yönelik herhangi bir yol haritası yer almıyor. Türkiye’nin enerji dönüşümü için atması gereken en acil adımlardan biri olan kömürden çıkış takvimi yok. Üstelik kömür yatırımlarına teşviğin devam edeceği ve gaz ve petrol yatırımlarının da artırılacağının ifade edilmesi, Türkiye’nin enerji dönüşümünde fosil yakıtlardan uzaklaşmak yerine mevcut bağımlılığını derinleştirmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Bunun yanında planda nükleer enerjinin de payı artırılıyor. COP31 Başkanlığı ve ev sahipliği yapacak Türkiye’nin bir yandan iklim liderliği iddiasında bulunurken diğer yandan fosil yakıt yatırımlarını büyütme hedefini ortaya koyması, dünyaya verilen son derece çelişkili ve kaygı verici bir mesajdır.

Türkiye’nin hâlihazırdaki elektrik üretiminin üçte biri kömürden, bunun da yüzde 60’ı ithal kömürden sağlanıyor. Planda kömürlü termik santrallerin planlı ve kademeli olarak kapatılması bir yana kömürden elektrik üretimi için teşviklerin devam edeceği belirtiliyor. Talebimiz net; kömüre yönelik kamu destekleri sonlandırılmalı, madencilik için acele kamulaştırma kararlarına son verilmeli, yeni kömür projeleri durdurulmalı, yöre sakinlerini ve işçileri koruyan adil geçiş politikaları oluşturulmalı.

Planda yer aldığı üzere Türkiye’nin, Akkuyu’nun yanı sıra Sinop ve Trakya’da yeni nükleer santraller ekleme ısrarını büyük bir endişeyle karşılıyoruz. Nükleer enerji; kaza riski, radyoaktif atık sorunu, uzun inşaat süreleri yanında hâlâ en pahalı elektrik üretim yöntemlerinden biri. Nitekim Akkuyu Nükleer Santrali için 12,35 ABD Sent/kWh alım garantisi verilmişken 2025 yılı YEKA yarışmalarıyla rüzgâr ve güneş enerjisi için sunulan 3,50 Euro cent/kWh ve 3,25 Euro cent/kWh tutarındaki alım garantileri bu tutarın yaklaşık üçte birinin altında. Küçük modüler reaktör (SMR) gibi yeni nesil reaktörlerde de durum farklı değil; yüksek maliyet ve atık sorunları çözülemiyor. Üstelik nükleer yatırımlar, güneş ve rüzgâr gibi çok daha ucuz, hızlı devreye alınabilen ve emisyonları bugün azaltabilecek yenilenebilir enerji yatırımlarını da geciktirme ve enerjide dışa bağımlılığı artırma riski taşıyor.

Elektrifikasyon hedeflerinin fosil yakıtlardan çıkış için somut bir takvim ve planla desteklenmemesi, enerji dönüşümünün temel amacını zayıflatıyor. Elektrifikasyon tek başına karbonsuzlaşma anlamına gelmiyor; elektrik üretiminde kömür ve gaz bağımlılığı devam ettiği sürece bu hedefin iklim krizine çözüm üretmesi mümkün değil. Gerçek bir enerji dönüşümü için elektrifikasyonun fosil yakıtlardan çıkış ve yenilenebilir enerji kapasitesinin hızla artırılmasıyla birlikte hedeflenmesi gerekiyor.

Plandaki yüzde 77 yenilenebilir kapasite hedefi, Türkiye’nin potansiyeli dikkate alındığında hâlâ yeterli değil. Hedef yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik sistemi olmalı. Elektrifikasyonu da kapsayan yenilenebilir enerjiye dayalı enerji dönüşümü, adil, doğa ile uyumlu, enerji demokrasisini güçlendiren bir anlayışla olmalı. Dönüşüm, yerel yönetimlerin, enerji kooperatiflerinin ve toplulukların enerji üretimine ve karar alma süreçlerine katılımını desteklemeli, yöre halkının hakları ve geçim kaynakları korunmalı ve ekonomik faydalar topluluklarla paylaşılmalı ve maliyetler düşük gelirli hanelere yüklenmemeli. Ayrıca kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesinde insan hakları, çalışan hakları ve ekosistemler güvence altına alınmalı; hassas doğal alanlar madencilikten korunmalı.

Paylaş:

Benzer Yazılar